Pages

Saturday, October 17, 2009

23-31 Mayıs Bermuda günleri



Herkes bu giyotinlerde resim çektiriyor:)


Tepeden genel görünüş


Demir yerimiz, arkada geçidin ağzı görülüyor



Kaptan direkte


St.Georges Limanı, önde antik bir gemi, arkada Bermuda'ya düzenli turist getiren kocaman gemilerden biri


Şişme yelkenliyle limana gidebildik



İngiltere'nin denizaşırı topraklarından olan Bermuda 1503'te Kaptan Bermudez tarafından keşfedilmiş, onun adını taşıyor. 1609'da İngiliz koloniciler 9 gemiyle gelip adaya yerleşmiş, hatta filonun başındaki amiralin gemisi (Sea Venture) adaya yanaşırlarken fırtınada meşhur resiflere çarparak parçalanmış ama can kaybı olmadan kurtulmuşlar. İngilizler böylece adaya yerleşip üzerinde hak iddia etmişler. Sonraki yıllarda başka yerleşimciler ve köleler de getirilmiş. Para birimi Bermuda doları, ama 1 Amerikan doları= 1 Bermuda doları olarak kabul ediliyor alışverişlerde.

İlk gün bir kaç saat uyuduktan sonra Kaptan limanda tanıştığı birilerinin dingisiyle kıyıya gidiyor, biraz yiyecek alıp geliyor, günler sonra taze kızarmış balık, içecekler, birkaç meyve bizi kendimize getiriyor.

Bulunduğumuz yerde bedava wi-fi bağlantısı olduğunu farkedip hemen internete giriyoruz, herkese sağ salim geldiğimize dair mailler yolluyoruz. Fırtınada kaybettiğimiz dinginin yerine Amerika'daki bir arkadasımizdan dingi alıp DHL'le yollamasını rica ediyor kaptan. Cunku burası stokların kısıtlı oldugu ve coook pahalı oldugu bir yer, bulup bulamayacagımızı da bilemiyoruz. Arkadasimiz jest olarak kendi kullanmadıgı dingisini bize yollamayı öneriyor, bizim için çok güzel çözüm. Ama belli bir adresimiz yok, biraz fikir yürütme ve birkaç telefon görüşmesiyle DHL'in Bermuda'daki terminaline yollayabileceğine karar veriyoruz. Bu telefonların demirde olduğumuz yerden skype üzerinde yapıldığını da belirteyim, pek iyi olmayan bağlantıda kesilip duran görüşme, 'sesim gelüüür müüü'nun ingilizce versiyonu ile, bağırışmalarla sonunda anlaşabiliyoruz.

Şimdi geldik nasıl karaya çıkacagız sorunsalına...

Alışveriş yapmamız lazım, az olan taze yiyecek stoklarımız çoktan tükendi. Bedava internetimiz de bitti, 1 günlük hoşgeldin jestiymiş. Karaya çıkıp internete bağlanacağımız bir yer bulmamız gerek. Aynı tanıdık denizciler sağolsun bizi de alıyorlar geçerken, ama başkasının ipiyle kuyuya inilmez, hemen dönmek istiyorlar, biz de marketten sadece bir kaç şey alabiliyoruz, internet bağlantısı bulamıyoruz, kös kös geri dönüyoruz adamları bekletmemek için. Ertesi güne başka bir çözüm bulmalı...

Bizim kaptanın 4 saatlik yelken tecrübesinin 2 saatini edindigi şişme bir yelkenlisi var(SeaEagle14). Onu şişirdik, biraz yelken biraz kürek, derken rihtimda motor gucuyle bastan kara yapmis calisir vaziyette bekleyen feribotun arkasindan gecerken dumen suyunda kalip suruklenmeye basladik, yanimizdan gecen bir dingi imdadimiza yetisti, bizi halatla limana cektiler, dingilerin oldugu rıhtıma bağlanabildik. Biraz alışveriş yapmaya niyetleniyoruz ama acaip pahalı bir yer burası. Üretim yok denecek kadar az, herşey dışardan geliyor, bu da inanılmaz fiyatlar demek. Örnek verecek olursak 6'lı yumurta 5.84 dolar, bir adet karpuz 16 dolar, 6 elma 6 dolar, vb. Zaten adamlar esprisini bile yapmışlar. Hediyelik kupa satılıyor ama yarım kupa, üzerinde de 'Bermuda o kadar pahalıydı ki kupanın ancak yarısını alabildim' yazıyor, Gerçekten de öyle. Neden Amerika'dan daha fazla yiyecek kuru gıda stoğu yapmadık diye kendimize kızıyoruz ama pahalı da olsa un, makarna, biraz daha konserve almamız lazım.

Alışverişin büyük bölümünü dingi geldikten sonra yapmaya karar veriyoruz. Bu arada günler geçiyor, aksi gibi Amerika'da pazartesi de tatilmiş, bizim dingi ancak cumaya elimize geçecek gibi. Kasırga sezonu 1 Haziran'da başlıyor, sanki o tarihte hemen kasırgalar kopacakmış gibi endişeleniyoruz. Ama beklemek zorundayız. Bu günleri ıslak çamaşırları kurutarak, çamaşır yıkayarak, ufak tefek tamirat işleriyle geçiriyoruz. Herşeyi kurusun diye teknenin üzerine astık, gelen geçenler bakıyor, pek alışık değiller herhalde böyle bir görüntüye:)

Bu arada kaçan ana yelken mandarını kurtarmak için direğin tepesine çıkmak zorunda kalıyorum. Demirdeyken hiç kolay değil, tekne hafifçe sağa sola yattıkça düşeceğim hissine kapılıyorum, ama tepeden güzel fotoğraflar çekebildim, bir de donanımın tepedeki kısımlarında, çatlak, tehlikeli görünen birşey olup olmadığına baktım. Benim gozlemlerimi ve yukarda cektigim fotograflari begenmeyen kaptan donanımı bir de kendi gözüyle görmek istedi, yaptığı düzenekle(düzenekçibaşı)benden sonra direğe tırmandı.

Bermuda'da kayalık ve fazla yükseltisi olmayan bir yer, hic bir su kaynagi yok, bu yüzden evlerin çatılarını yağmur suyunu toplayacak şekilde dizayn etmişler, her ev kendi kulanacağı suyu biriktiriyormuş. Bir de tuzlu sudan icme suyu yapiyorlarmis. Bu çatılar ve yüksek olmayan rengarenk binalar şirin bir hava veriyor adaya. Bol bol turist geliyor.

Biz de arada karaya çıkıp, ada turu atmak istiyoruz. Bu arada karada bir tanecik cafe buluyoruz, içinde 3 tane uyduruk bilgisayar, ama internet ücreti saati 15 dolar! Mecburen alıyoruz, hiçbir program çalışmasa da mail atabiliyoruz.

Toplutaşım otobüsüyle ya da motorsiklet/araba kiralayarak tüm adayı dolaşmak mümkün, zaten çok uzun mesafeler değil, üstelik şoforler otobusleri korkunc bir hızla kullanıyorlar. Abartıyorum sanmayın, 'Bermuda'da bir otobus turundan sağ çıktım' yazan hatıra tişörtler satıyorlar! Günlük bilet alırsan aynı gün içinde otobüs ve feribota sınırsız inip binebiliyorsun, fiyat 12 dolar. St.Georges ve başkent Hamilton arasında feribot işliyor, otobüsle gidip feribotla dönmek mümkün. Yollar daracık, trafik soldan, duvarlar, agaclar ve kargacık burgacık geçitlerle ilerliyor.Ama son derece temiz ve duzenli bir yer. Kısa zamanda çok yer görüyoruz. Hamilton başkent ama orası da çok büyük değil, DHL ofisini bulup görüşüyoruz, bize yardımcı olabilecekler. Denizcilik malzemeleri satan bir mağazadan da biraz yedek halat, malzeme vs alıyoruz.

Cuma günü dinginin olduğu paket adaya ulaşıyor, taksiyle gidip aliyoruz. Planlamada kucuk bir hata yapmisiz, DHL ofisinden teslim aldigimiz icin DHL bizim adimiza gumruk vergisini vs odemis, oysa biz transit oldugumuz icin vergi odememeliydik, gumrukten teslim almaliymisiz, bize 200 dolardan fazlaya maloldu.Yine de oradaki fiyatlara bakinca bunun en ucuz cozum oldugunu dusunduk. Limana kadar taksiyle tasidik koca paketi ama tekneye nasil goturecegiz..Kaptanin plani: Dingiyi sisirelim, sisme yelkenliyi arkasina baglayalim, kurekle cekelim. Plan guzel, ama uygulama gorundugu kadar kolay degil. Dingiyi sisirdik, kaybettigimizden 1 metre kadar buyuk ve daha genis, gozumuze fazla buyuk gorunse de yilmak yok. Suya indirip bagladik, kureklere asildik, kurekler emanet, dinginin ici de derin, diz cokerek birimiz sancak birimiz iskelede gitmeye calisiyoruz. Biraz ilerledik ama havada bir ruzgarli, kurekle cok efor sarfetmemize ragmen az yol gidebiliyoruz, dalga ve ruzgar karsidan gelip canimiza okuyor, suruklenmemeye calisiyoruz, gidip demirdeki teknelerden birine carpacagiz neredeyse. Binbir zorlukla ilerliyoruz, bazilari teknesinden bakiyor bunlar ne yapmaya calisiyor diye, ama nedense kimse yardim etmek icin kilini kipirdatmiyor, kaptan bildigi butun kufurleri saymakta tereddutsuz. Aceleyle parmagini bir yere carpan ve cani yanan kaptan 'Insallah batarsiniz hepinizzz' diye avazi ciktigi kadar beddualar ediyor, bunu duyanlar disari cikip bakiyor, sonra saklaniyorlar :)
Pilimiz bitmis bir sekilde tekneye ulasiyoruz, oh be, dunya varmis.

Dingiyi alinca Bermuda'da daha fazla zaman kaybetmek istemiyoruz. Hava durumu raporlari guzel, son alisverisleri yapip 1 haziran da demir alalim diyoruz. Market, mazot, su derken hazirliklar tamam. Cumartesi gunu yakinimizda bir pearson 28 tekne ve tek basina okyanus gecen Fernando ile tanisiyoruz. Teknesinin adi Pajaro, o da Amerikadan geliyor, Azor'dan sonra Madeira'ya gidecek. Mazot ve su alisverisini beraber yapip ona yardim ediyoruz. O da bize kendisinin Herb Hilgenberg diye herkesten adini duydugumuz bir adami dinleyerek geldigini ve yolda hava raporu icin iyi oldugunu soyluyor. Biz de deneyecegiz bakalim. Bu Herb enteresan bir karakter, ilerki gunlerde yol boyunca bize eslik ediyor. Haftanin her gunu belli saatte gonullu olarak Amerika-Azor arasi kuzey Atlantik'teki teknelerle baglanti kuruyor, onlara hava durumu bilgisi veriyor, tekneler de onun onerisi dogrultusunda rota tutuyorlar. Yayin SSB radyodan, bizde sadece SSB alicisi var ama dinlemek de yetiyor, cunku ayni sezonda ayni rotada pek cok tekne var ve illa ki yakinlarda birileri oluyor, onlara verilen hava raporundan yararlanilabiliyor. Bu radyoyu dinlemek icin uzunca bir kablodan anten yapacagiz en kisa zamanda.
Fernando da Pazar yola cikacakmis. Belki beraber gideriz diyoruz, gumrukten cikisimizi alip son rotuslari da yapiyoruz. Onumuzde 2000 millik yeni bir etap ve asil uzun gecis var.

Friday, October 16, 2009

16 -23 Mayis Ya biz yanlis yerdeyiz, ya da hava!


Bermuda St.Georges Harbour'a girmeden önce geçilen Town Cut geçidi
Tarih aslında 23 Mayıs, makina ayarlanmadığı için yanlış tarih gösteriyor.




16 Mayis:
Pozisyon: 30.05.402N, 74.56.700W

Dun gece 21.00 civari ruzgarin cikmasiyla yeniden yelken actik. Ama sefamiz cok gecmeden cefaya donustu, ne cabuk firtinaya ceviriyor bu ruzgar ! Sabaha karsi ilk heave-to denememizi yaparak parkettik. Bizim ana yelkende sadece iki tane camadan yeri var, böyle durumlarda ana yelkenin biraz daha küçük olması işimize gelirdi, ama yine de sorunsuz yapabildik. Böyle havalarda kesinlikle uygulanması gereken bir yöntem. Bizim kaptan bitrçok makalelerde başkalarının deneyimlerini okuyarak, yola çıkmadan bu manevrayı teorik olarak iyice öğrenmişti. Yani heave-to'nun rahatlığı kelimelerle anlatılamaz, fırtınada birdenbire limana girmiş gibi oluyorsunneredeyse. Tabii biraz çof çoff sesleri oluyor, tekne rüzgara ve dalgalara omuz veriyor, inatla o pozisyonda kalıyor. Bu şekilde hafifçe sürüklenerek dinlenip, fırtınanın geçmesini bekliyorsun. Böyle sık sık durunca da yolun yarisina bile gelemedik. Barometre caktirmadan hizla dusmus yine. Gece boyunca dalgalar ustumuzden gelip gecti. Saat 0900 a dogru hava biraz musaade ediyor, on yelkeni minicik acip yola devam ediyoruz. Minicik yelkene ragmen hizimiz 4-5 knot arasi. Aksama kadar guzel yol yapiyoruz. Kaptan bir ara barometrede ibrenin 'guzel hava' isaretli yerden 2.5 cm daha asagida durdugunu gormus, 'Allah allah!' diyip sandvicini yemeye devam etmis, ayni dususu simdi gorse farkli tepki verirdi herhalde! :)

17 Mayis:
Pozisyon: 30.58.164N, 73.35.180W

Dun gece 0200 gibi yeniden heave-to yaptik, hava abarttikca abartti. Bizim ruzgar olcerimiz olmadigi icin, firtinanin siddetini kitaplardaki resimlere ve tariflere gore ve 35 knottan fazla ruzgarda otomatik olarak stop eden ruzgar jeneratorune gore tahmin ediyoruz. Gece boyunca dusen barometre yeniden yukselmeye basladi, buna seviniyoruz, sanki hava iyilesecekmis gibi! (sonradan bunun cephe gecisine isaret oldugunu ogrendik:)) Oglene dogru ruzgar biraz azalir gibi oldu, yelkeni acmaya karar verdik. Ama bu sirada gene olanlar olduuu..Ana yelkeni acabilmek icin ruzgara kafa vermemiz gerekiyordu, motoru calistirdik, ve lanetli preventer halati yan taraftan bize gorunmeden sarkarak kendini pervanenin kollarina ativeriyor ve bir anda sessizlik!

Coook sansliyiz ki bir yerleri kirip bize daha buyuk zarar vermedi. Aksamustu hava iyice kalinca bizim kaptan bir kez daha koca balik! riskini goze alip, ipi pervaneden kurtarma operasyonuna giristi. Ama bu sahneyi detaylandirmam lazim:

Bizim zor zamanlarda cok yaratici olan kaptan, acil durum kurtarma operasyonu icin bir duzenek hazirladi. Bir ucu kaptanin beline bagli olan kurtarma halati davitteki makaraya cikiyor, asagida kupestedeki bir makaradan gecip yatay olarak havuzluktaki buyuk vinclerden birine gidiyor. Acil durum(koca balik ya da ocu!) olursa kaptani vincle yukari cekebilecegim.

Kaptan teknedeki en keskin bicagi alip merdivenden yavasca suya girmeden, asagilarda gorunen birsey var mi diye bakiyor. Simdilik guvenli gibi. Yavasca kendini okyanusa birakiyor. Duzenegi test edelim diyor, kendisini yukari cekme talimatini veriyor. Ama tabii ben herseyi carsafa dolayarak, bir turlu vinci calistirmayi basaramiyorum, halat ustuste biniyor. Gecen saniyeler kaptani strese sokuyor ve 'Cabuk su %$&@#@#$#@##$'nun halatini ceeeeek!' diye bagiriyor.

Bu sozlerle ben daha bir yeteneksiz hale geliyorum ve kendisi teknenin kicindan tirmaniyor. Sonuc: Duzenek iptal. Kaptan asagida basi belaya girerse kendi imkanlariyla kurtulacak(yani gecen gun brendisini bosa harcadigi icin kufrettigi Neptun'e emanet). Neyse ki dalis kazasiz belasiz atlatiliyor, ip pervaneden kurtariliyor. Sonrasinda bu ipin laneti konusunda bol geyik yapiyoruz. Bu halati bir arkadasi kasa yapmayi ogrensin diye kaptana vermis, rahmetli babasindan kalmaymis. Rahmetlinin bu ise taraftar olmadigina, bu yuzden ikide bir basimiza bela oldugu fikrini yuruttuk :)

Gece yeniden ruzgar cikti, biraz yol gidebildik.



18 Mayis:
Pozisyon: 31.08.649N, 73.17.206W

Bu sabah ilk defa bir yunus surusu gorduk, insana moral veriyorlar:) Oglen ana yelkeni de actik, guzel guzel gitmeye basladik, derken aksamustu hava yine bindirdi. Geceleyin heave-to yaptik, ama katlanilabilir gibi degil. Kaptanin bile sabri bitti. Kapinin 3 tahtasindan 2sini kapattik, birini gozetlemek icin biraktik, kostebek gibi kafamizi cikarip bakiyoruz, iceri giriyoruz tekrar. Kuru bir kiyafet kalmadi ustumuzde, tam birsey giyip yukari cikiyorsun, fosss diye gelen bir dalgadan kacamayarak sirilsiklam oluyorsun. Bir de biz nasil olsa yaz diye almisiz tisortleri filan, kalin kiyafetler hep biryerlerde tikistirili ve oralardan bulup cikarmak zor. Dedigim gibi, hicbirsey zaten kuru kalamiyor, minderler vs, hersey islak, hava hic musaade etmiyor. Dis fircalamak, dus almak gibi insani ihtiyaclari ertelemis durumdayiz, hani yapabilsek tuvalete de gitmeyecegiz, o derece. Cunku tuvalete erismek, akrobasi gerektiriyor, teknenin icinde, tutunarak, bir yerlerden maymun gibi gecerek, dar alanda kisa paslasmalar seklinde. Bir de 45 derece yalpalayan teknede hedefi tutturmak!
Her adimi dikkatli atiyoruz, surekli tutunuyoruz, buna ragmen her yerimiz morluklar icinde, surekli bir carpma durumu var, adimini atiyorsun, aa bir bakiyorsun merdiven adimi attigin yerde degil, kuttt! Yemek isini basit seylerle gecistiriyoruz, ama firsat buldukca ekmek yapiyoruz. Oyle hamur yogurma luksumuz yok, unu maya ve suyla soyle bir karistirip tepside sismeye birakiyoruz. Kabarinca firinda pisiriyoruz.

Ikimiz de salonda karsilikli yataklarda yatiyoruz. Seslerden uyumaya imkan yok, ama gece bir ara hafifce dalmisim, birden uykumun arasinda uzerime bir kova su bosalmasiyla 'Eyvaaah iste oldu ! Batiyoruz!' diye yataktan bir kalkisim vardi, kaptan halime cok acidi. Megerse kicimizda kirilma cesareti gosteren bir dalga butun hismiyla acik olan araliktan dogruca benim yattigim iskele tarafina gelmis! Gecenin karanliginda uyku sirasinda, gumburtuyle uzerine bir damla da su gelse insan herhalde battigini zanneder:)



19 Mayis:
Pozisyon: 32.07.243N, 70.48.452W

Firtina tum siddetiyle devam ediyor. Yine minicik on yelken, guzel yol yaptik.



20 Mayis:
Pozisyon: 32.05.454N, 69.18.701W

Sabahtan ogleye kadar acaip bir sis vardi, goz gozu gormuyordu. Ana yelkeni actik ama hava fazla musaade etmedi. Dalgalar kicimizdan geliyor ve otopilot zorlaniyor, hava da gittikce kuvvetleniyor, ana yelkene camadan vurup, genovayi da kuculturyoruz. Biz boyle tedbirli giderken, birden iskele bas omuzlukta dalgalarin arasinda batip cikan bir yelken diregi goruyoruz. Hay Allah, bu da nereden(ve ne zaman!) cikti. Hemen kosup VHF'i aciyoruz, gunler sonra ilk kez bir insanoglunun yakinindan gecmek bizi sevindiriyor. Fransiz teknesi, Maryland'a dogru gidiyor. Telsizden konusutugumuzda onun da bizi gormemis oldugunu anlayarak, kendi lisanimizda yaptigimiz gaflete kufrettik. Ama bizi asil sasirtan, biz camadanla giderken, adamin tum yelkenler acik orsa seyri yapmasi oldu.

Aksamustu yelkeni tamamen indirdik. Balancinanin (bumbayi tutan diregin tepesine bagli ip)ic ormesi kopmus, sadece disindaki kabuk tutuyordu. Her an onun da kopabilecegi endisesiyle, bostaki balon mandarini balancina olarak kullanalim dedik. Ama mandar tam o sirada elimizden kacti gitti bir anda! Tepeye dogru ne kadar donanim, ip halat varsa hepsine dolanarak direge guzelce sarildi:(

Balancina kopup da sorun yaratmasin diye gevsettik, bumbayi indirerek sancak guverteye yatirdik.

Gece cok huzursuz, heryerde patlayan simsekler, yine heave-to yaptik.



21 Mayis:
Pozisyon: 32.36.780N, 67.42.923W

Yagmur devam ediyor. Hersey islak. Az yolumuz kaldi, bu sefer de ben ,malzemecibasi olarak nasil limana yanasacagimizdan endiselenmeye basladim. Imray'in Bermuda chartini ezberledim, ama oyle uyarilar yazmislar ki insan geriliyor. Adanin limanina girmek icin Town Cut denilen bir gecitten gecmek gerekiyor. Yok efendim, asla gece girilmemeliymis, daha once yuzlerce kez bu giristen gectigi halde kendine fazla guvenen bilmemne gemisi gece ordan giris yapmaya kalkinca resiflere carparak batmis, resiflerden uzak gecilmeliymis(batan gemilere ornek: http://www.bermuda-attractions.com/bermuda_000045.htm ) Eee beni aldi bir tasa, sanki gidip birden kayaliklara carpacakmisiz gibi geriliyorum. Kaptana haritayi incelemesini soyluyorum ama ona gore cok kolay bir is, eliyle koymus gibi gececekmis. Ben de kendime kiziyorum, niye daha once rotamiz belli oldugu halde Bermuda ile ilgili bilgi toplamayi ve resimlere filan bakmayi dusunmemisim hic!

Gece simseklerle, yildirimlarla geldi. Butun elektronikleri kapattik, insanin gozlerini kor eden yakinlikta cakip, etrafi gun isigi gibi aydinlatan simseklerin ve dusen yildirimlarin arasinda diken ustunde sabahladik. Etraftaki tek diregin biz olmasi, kaptani uykusuz birakti. Surekli saganaklar geldi gecti.


22 Mayis:
Pozisyon: 32.21.712N, 65.30.566W

Adaya iyice yaklastik, mutluyuz, gururluyuz:)

Ama Imray'in uyarisina gore kuzeyden degil guneyden yaklasmaliymisiz. Kara gorundu, cok guzel bir his. Bir yandan hava hala sert. Olsun, gorunce sanki cok yakinmis gibi oldu. Gun icinde adaya dorgu yaklasip, guney kosesinden kuzey doguya dogru adayi gececegiz. Resiflerin korkusundan 5 mil acigindan geciyoruz. Aksam artik telefonlarimiz cekmeye basladi. Yakinlarimiza mesaj yolladik, onlar da hayatta oldugumuz icin coook sevindiler:)

Limana gece varmamak icin cok acele etmiyoruz, sabaha biraktik, bu arada gunler sonra ilk kez dus alabildik. Eeee limana varacagiz ya, ayip olmasin:)

Ruzgar da aksine guzel esiyor, gitmek istesen olmaz boyle hava, Murphy gene is basinda. Yavas gitmek icin, yelkene camadan vuruyoruz. Gece sakin ve keyifli. Sabah girise yaklasinca Bermuda Radio'yu VHF'ten arayip 'Biz geliyoruz' dememiz lazimmis, bu bile bayagi bir is gibi gorunuyor insana, herkes bizi bekliyor:)



23 Mayis:
Pozisyon:32.10.970N, 64.52.170W

Yola devam ediyoruz, hedefimiz adanin guneyinden kuzey dogusuna dogru gidip, gecitten gecip St.Georges Limani'na girmek.

Ruzgar yavasladi, nasil olsa yaklastik diye motoru da aciyoruz, adaya paralel gidiyoruz. Bermuda Radio'yu aradik, biraz erken davranmisiz, gorevli bize hosgeldiniz diyip, oyle sicak ve profesyonel davrandi ki varinca bize karsilama toreni yapacaklar sandik:) Gecide yaklastigimiz zaman tekrar aramamizi soyledi. Motor yelken gitmemize ragmen ogle uzeri ancak yaklasabiliyoruz gecide. Samandiralar arasindan gecmemiz gerek. Bermuda Radio'yu tekrar ariyoruz. Megerse ayni gecitten kocaman cruise gemileri de geciyormus, ancak onlarin sigabilecegi kadar da kisitli bir yer, tehlikeli bir durum olmasin diye radio araniyor, eger giren veya cikan bir gemi varsa onlar seni bekletiyor. Samandiralardan gectik ama bir yerde kafa karisti, bir baktik fazla kenara yaklasmisiz, odumuz koptu tabii, hemen kirdik dumeni, dogru yere ilerledik. Gecitten gecerken disari cikan yelkenlilerle karsilasiyoruz, bunlar ARC Rallisine katilanlar olmali, hava musaade edince hepsi birden demir almislar Azor'a dogru. Icimizde 'gec mi kaliyoruz' endisesi, genisce demir yerine dogru ilerliyoruz. Saga sola bakinarak, haritanin da yardimiyla yanasmamiz gereken rihtimi buluyoruz. Ama minicik rihtim, 3 tekne baglamislar, girecek yer yok, bagli teknelerden birine aborda oluyoruz. Saat 12.30 gibi 14 gun sonra ayagimiz karaya basacak:) Ama hic hos bir duygu sanmayin! Diger tekneden gecerek karaya adim atmamla birlikte yer sanki ayaklarimin altindan kaymaya basliyor. Oy anam! Tipki bir buyuk bitirmis gibi bir his(hic bitirmedim ama herhalde boyledir) Denizde olmaktan da beter, kara tuttu! Islemleri yaptiriyoruz, ama kalemi tutamiyorum, nasil bri bulanti ve bayginlik hissi! Kaptana benim yerime de belgeleri doldurmasini soyluyorum ama onun hali de en az benimki kadar kotu. daha önce okumuştuk, ama yaşayınca anlıyor insan. 'Sea leg' denen bu durum uzun süre denizde kaldıktan sonra ilk kez karaya çıkışta oluyormuş, sonraki seferlerde böyle birşey yaşamadık. Uzun süre zor da olsa sallanan bir zeminde hareket etmeye adapte olan beyin, hareket etmeyen ortamı hemencecik algılayamıyor, bir kaç gün sürüyor. Ön takım ayarları bozuk araba gibi, beynin bir yeri hedefliyor ama ayakların seni dinlemiyor ve başka yere doğru çekiyor. Bu yüzden sonraki günlerden birinde Bermuda'da gezerken, göz göre göre kaldırımdaki bir direğe küüütt diye tosladım:)

Neyse ki gümrükteki islemler kisa suruyor, gorevli kizcagiz merak edip haritada Turkiye'nin yerini bulmaya calisiyor, ama uzunca bir denemeden sonra ancak Yunanistan'in yaninda diyince bulabiliyor. Bu arada 3 tane denizci cikis yapiyorlardi, onlar da Azor'a gidiyorlarmis. Hava durumu raporuna bakiyorlardi, belki birseyler ogrenirim diye sordum, adamlar 'hava guzel olacak, bak soguk cephe uzaklasiyor' filan diyerek haritada bazi isaretleri gosterdiler ama yine birsey ifade etmedi tabii bana:) Bu derse mutlaka calismam gerek.

Islemler biter bitmez hemen yakindaki demir yerine gidip demir attik (Pozisyon: 32.22.725N, 64.40.372W). En buyuk sorunumuz bizi demir yerinden kiyiya getirip goturecek bir dinginin olmayisi, yine de bunu gecici olarak yoksayip guzel bir uyku cektik.

12-15 Mayis Firtinaaa!


Yine bir fırtına, kaptan artık bıktı!


Arada sakin bir gün, yelken tamiri



12 Mayıs
Pozisyon: 29.33.650 N, 76.54.521 W

Bütün gece fırtınada bir o yana bir bu yana sallandıktan sonra sabah gün ağarınca baktık ki kaptanın hayatını kurtaran dingimiz maalesef uçup gitmiş:(
Dun aksamustu firtina siddetlenmekteyken, bimininin ustundeki plastik ortuden cikan pat pat seslerden rahatsiz oldugumuz icin, ipleri sokmekle ugrasmayip, birkac bicak darbesiyle ortuyu serbest birakarak, ruzgarin alip goturmesine seyirci kaldik. Bu bile psikolojimizi aciklamaya yeter saniyorum.
Fırtına artarak devam etti. Tüm yelkenleri indirmiş olmamıza rağmen, 2 knota yakın bir hızla doğuya doğru sürükleniyoruz. Barometre yükselmeye başladı. Gece buyukce bir kus gelmis, biminiye konarak outboardun ustune filan bir guzel pisledi, yakinlarda piyango bayii de yok ki bilet alsak:) Iyi sans desek, havaya bakinca hic de sansli gorunmuyoruz. Biraz dinlendikten sonra ucup gitti.



13 Mayıs:

Pozisyon: 29.38.487N, 75.57.381W
Fırtına devam ediyor, hiç mutlu değiliz. Dalgaların yüksekliği 8-15 metre arası. Teknenin icinde muazzam bir orkestra calip duruyor. Her yerden binbir cesit ses ruzgarin ugultusuna eslik ediyor. Kaptan ses dedektifligi yapip, surekli dolaplarin icinde yuvarlanan konserveleri, saga sola kacan objeleri sucustu yakaliyor. Dun aksam biraz makarna yemeyi basardim ama genellikle elma-kraker ikilisinden baska birsey koyamiyorum agzima. Bermuda'ya varana kadar biraz zayiflayacagim kesin, bu da zugurt tesellisi diyelim:) Kaptan deniz suyu icmenin iyi gelecegini soyluyor ama pek inanamiyorum.



14 Mayıs:
Pozisyon: 29.46.455N, 75.34.500 W

Fırtınaya ve sürüklenmeye devam. Biz mi yanlis yerdeyiz, hava mi yanlis yerde diye soruyor kaptan. Neptun'e agzina geleni sayiyor. Herhalde yola cikarken denize doktugumuz 1 kadeh brendiyi yetersiz buldu:) Zaten pek inanarak yapmamisti icki torenini, ne olur ne olmaz dimyata pirince giderken yukardakinin desteginden olmayalim diye, hani iki tarafi da idare edelim durumu:)



15 Mayıs:
Pozisyon: 30.00.267N, 75.11.004W

Nihayet bitti fırtına ama bu sefer de hiç rüzgar yok. Daha 570 mil yolumuz var, bir turlu ilerleyemiyor gibiyiz:( 4 saat kadar motor çalıştırdık. Baktık rüzgarın çıkacagı yok, motoru kapattık, beklemeye başladık. Fırtınaları atlattıktan sonra sakin bir gün çok iyi geldi. Aksamustu yelkeni tamir etmek aklımıza geldi, nedense hep geç akla gelir zaten, belki sonra fırsatımız olmaz, kaptan hamarat hamarat dikti yırtık yeri. İçimiz rahat.




Not: Buraya foto ve videolari eklemeye calistik ama baglanti sorunu var, sonra tekrar deneyecegiz.

Wednesday, October 7, 2009

11 Mayıs- Kaptan denize düştü!!!!

10 Mayıs
Pozisyon: 28.19.329 N, 79.48.148 W
İlk 2 gün pozisyon filan yazamamıştık ama her gün çektiğimiz videolarda pozisyonumuzu belirttiğimiz için, sonradan izleyince bulmak mümkün oldu.
Yolculuğun ikinci günü sakin geçiyor. Yavaş yavaş alışmaktayız. Tek sıkıntımız umduğumuz kadar hızlı ilerleyememek. İlk gün yaklaşık 60 mil yol katetmişiz. Sancak baş omuzluktan gelip 300 metre önümüzden geçerek kuzeye doğru devam eden gemi günün olayı oluyor. Telsizden temas kurma çabalarımız da boşa gidiyor. İnşallah karşılaşacağımız başka gemiler böyle sağır gibi davranmaz diyoruz ama… Bütün yelkenler açık yola devam ediyoruz. Öğleden sonra hava sertleşiyor. Ana yelkene camadan vurup genovayı da 2/3 sarıyoruz. Hala Gulf akıntısı ile mücadele ediyoruz, ama kuzeye sürüklenmeyi engelleyemiyoruz. Gece zifiri karanlık, Allah’tan fazla gemi trafiği yok, sanki koca okyanusta bir biz varız.

11 Mayıs
3. günümüzde sabah hava güzel, yelkenleri sonuna kadar açıyoruz. Bende deniz tutmasının etkisiyle havuzlukta ordan oraya sürünerek ve sürekli yatar pozisyonumu fazla değiştirmeden devam ediyorum. Zaman zaman içtiğim bulantı hapları uyku getirmekten başka bir işe yaramıyor. Bir yandan bir an önce yelkenle ilgili bir şeyler öğrenmeliyim ve kaptanın yükünü biraz olsun hafifletmeliyim hisleri var. Yola çıkarken annemin telefonda söylediği ‘Sakın denize düşmeyin haaa!’ lafı beni iyice paranoyak yapıyor, şom ağızlı demek istemiyorum ama bu kadın ne zaman böyle boş bir laf etse kısa zamanda gerçekleşir. En korktuğum şey birimizin denize düşmesi. Bunun için bulantımın el verdiği ölçüde bu konuda neler yapılmalı okuyup öğrenmeye çalışıyorum. Amatör Denizcilik el kitabındaki denize adam düştü manevralarını ezberledim neredeyse, ama lafta, aslında yelkenle nasıl durulur kısmını bir türlü kafamda oturtamıyorum. En çok aklımda kalanlar: varsa GPS’in MOB düğmesine basmak bir de düşen kişiyi gözden kaybetmemek.
Durum böyleyken, motorun nasıl çalıştırılacağını öğreniyorum kaptandan. Vanaları seyirde kapalı tuttuğumuz için önce aşağıya inip su vanasını açmak, sonra anahtarı ‘on’ yapmak gerekiyor. Havuzluktaki 2 düğmeden de ön ısıtma(20’ye kadar say) ardından start’a basınca çalıştığını öğrendim. Vitesler ise benim gibi araba sürme özürlü biri için bile yeterince basit: İleri, boş, geri. Üç gün için fena değil öğrendiklerim, genova sarmalı, kaptan açıp kapatırken görmüştüm, kolay. Ana yelken klasik(her işlem için direğe gitmek gerekiyor) olduğu için oldukça zor, onu öğrenmek için acele etmiyorum.

Pozisyonumuz : 29.19.030N, 78.06.841W
Kaptan bütün işlere koşturuyor, ben ancak can yoldaşı oluyorum. Bu arada güvenlik önlemi olarak can yeleği giymesini, emniyet halatsız bir teknede gezinmemesini söylüyorum, ama kendim diyor, kendim duyuyorum. Kaptan ‘biz Türküz, bize bir şey olmaz yaaa’ mantığıyla, havanın sıcak oluşunu da bahane edip can yeleği takmıyor. Kadınları dinlemeyen erkeklerin başına neler geldiğine kısa bir süre sonra hep beraber şahit oluyoruz!
Öğleden sonra hava yeniden sertleşmeye başlıyor. Rüzgarı batı kuzey batıdan (iskele kıç omuzluktan) alıyoruz, yani iskele kontradayız. Teknenin kıçı sürekli güçlü rüzgar ve dalga yüzünden sağa sola savrulunca otopilot (dümen pilotu) zorlanıyor, garip gacırtılar çıkarıyor. Bizim kaptan o günkü tecrübesiyle tekneyi biraz daha doğuya, yani rüzgarın önüne çevirmeye karar veriyor, ama bumbanın açısını değiştirmeden Bu da istenmeyen kontrolsuz bir kavançaya sebep oluyor, ‘eyvah!’demesiyle bumba iskele tarafına geçmeye çalışırken tak diye kalıyor olduğu yerde. İstenmeyen kavança olmasını engellemek için daha önce bumbaya taktığımız preventer bumbayı engelleyince yelkenin alt kısmında minik bir yırtık oluşuyor, kaptan saçlarını yoluyor. Can havliyle kasaraya zıplayıp preventeri söküyor. Yelkende hasar tespiti yaparken olanlar oluyor! Direğin dibinde sancak tarafında tam eğilmiş yelkene bakarken, zaten rüzgara çok dar açıyla ilerlediğimiz için, otopilotun tekneyi hafifçe iskeleye kaçırmasıyla bumba tekrar sancağa doğru yükleniyor, kasara üstündeki kaptanı göğsünden ittirip denize fırlatıyor (Bu olay sırasında tekne zaten sancak tarafa yatıyor, kaptana tutunacak bir yer ve ayakta duracak açı kalmıyor, her şey yarım saniye içinde anam bile diyemeden olup bitiyor!) Bir kabusun gerçek olması gibi bir şey! İlk saniyede inanamıyorsun en çok korktuğun şeyin olmasına. Eyvaaaaah ne yapacağım ben şimdi???!! İnanın o anda insan bildiği her şeyi unutuyor, en yakınımdaki can simidini atmayı bile akıl edemiyorum. Gerçekten insanın beyni duruyor. Şaşkınlıktan ve panikten ilk aklıma gelen MOB düğmesine basmak, genova iskotasını da boşluyorum, sanki tekneyi durdurabilecekmişim gibi. Tekne otopilotta, kaptan yüzüyor, o birkaç kulaç atana kadar hızla uzaklaşıyoruz. Arkadan çektiğimiz dingi bu noktada devreye giriyor, ben panik halinde bir öne bir arkaya bakarken kaptan dingiye tutunuyor. Derin bir oh çekiyorum, ama o da ne! Dingi elinden kaçıp gitmiş, biz 5 knotla uzaklaşıyoruz, adam kaldı geride! Eyvah, işte şimdi bittim ben, Allah’ım yardım et! Hemen aklıma motoru çalıştırmak geliyor, tek bildiğim o, koşarak aşağıya inip vanayı ve anahtarı çeviriyorum. Hızla yukarı çıkıp, 20'ye kadar inanılmaz bir hızla sayıp, starta basıyorum. Oh şükür çalıştı! Azcık sakinleşiyorum, bir yandan da gözüm sürekli üzerinde, kaybetmemem lazım, ama aksilikten onun üzerinde tam da okyanus mavisi tişört, sadece bir kafa görüyorum kocaman dalgaların arasında. Otopilotu devreden çıkarmam lazım, standby düğmesine basıyorum aceleyle (bu arada sürekli uzaklaşıyoruz) keşke dikkat etseydim nasıl devreden çıktığına, ama öğrenmemiştim. Dümene takılı otopilot kilitleme kolunu çekiştirerek kurtarıyorum, kopsa da umrumda değil o anda. Tekneyi kaptanın olduğu noktaya döndürmeye çalışıyorum, bu işlerle uğraşırken insan yön duygusunu da yitiriyor, arada bir saniye GPS’e göz atıyorum bip bipleyip duruyor, bir de kırmızı adam işareti mi ne, herhalde MOB alarmı. Saniyeler içinde yüzlerce şey düşünüyorum, bu arada adrenalinle ne deniz tutması kalıyor ne bir şey. Adamı gözden kaçırmamam lazım, yelken ne olmuş, bumba nerde fazla önemsemeden 180 derece dönmeyi başarıyorum, o kafayı hala orda batıp çıkarken görmek biraz rahatlatıyor. Kaptanı köpek balıklarına yem olmadan kurtarabilirim inşallah!
Batıp çıkan kafaya odaklanarak, bulunduğu yere doğru motora yol veriyorum, gaz kolunu sonuna kadar bastırıyorum. Tek umudum yanına yaklaştığımda dingiye tutunabilmesi, iyice yaklaşınca vitesi boşa alıyorum, ama gaz kesmeyi unutmuşum. Motorun durdurma kolunu çekiyorum ama hiç oralı değil, neyse boştayız fazla uzağa gitmiyoruz nasıl olsa, o arada bana bağırıyor, uğultudan ‘yelek’ lafını anlıyorum sadece, elime geçen yüzer minderi fırlatıyorum ama minder rüzgarda frizbi gibi uçup gidiyor. Neyse ki kaptan dinginin halatını yakalıyor, dingiyi elinden kaçırmıyor.
Dinginin ipini can havliyle çekip zor da olsa tekneye yanaştırmayı başarıyorum. Bir yandan da ‘Bu motor nasıl durduruluyor??!’ diye bağırıyorum, artık kurtuldu sayılır ya, derdim motoru durdurmak:). Hiç tekneye çıkmasına filan yardım edecek halim kalmıyor, kendi başına tırmanıp çıkıyor. Bacakları yara bere içinde, suya düşünce üzerindeki eşofman sıyrılıp çıkmış, dingiye çıkmaya çalışırken kekamozlar jilet gibi kesmiş her tarafını, ama kimin umrunda, hayatta olması bir mucize. Sevinçle birbirimize sarılıyoruz. Sanırım bundan sonra ikimiz de farklı insanlar olacağız.

Bir de kaptanın ağzından dinleyelim:
Birden sudayım, tabii suya düşünce önce bir batma olayı var, su yüzüne çıkana kadar geçen birkaç saniye ve hızla uzaklaşan teknenin görüntüsü(Boyası da bayağı parlaktı haa :) ) Eşofman ayak bileklerime kadar sıyrılmıştı. Bu sabah denize düşmesin diye tişörtümün yakasına uzunca bir iple bağladığım gözlüğüm, gözümden fırlamış ayaklarıma dolanıyordu. Kaybedecek zaman yoktu, dingi önümden geçip gitmek üzereydi, birkaç kulaç atarak dinginin halatını yakaladım(dingi 60-70metre arkamızdaydı). Şimdi sırtım tekneye doğru, yüzüm dingiye doğru. Tekne o hızla giderken, başımdan aşağıya şelale gibi sular dökülüyor, nefes almak başlı başına bir iş. Bir an önce dingiye varmak istediğim için halata tutunarak ilerliyorum. Eşofmandan kurtuldum, ayaklarım serbest hareket ediyor ama koca bir balığın gelipte güneş görmeyen yerlerimi ısırması düşüncesi ile dingiye baş tarafından tırmanmaya çalışıyorum(büyük hata!) Dingi sanki bol yağlanmış Kırkpınar güreşçisi gibi ellerimden kayıp gidiyor. İşte şimdi ayvayı yedik. Meğerse 5 knot ne kadar hızlıymış yaaa..
Tekne çabucak uzaklaşıyor. Sesimi duyurabileceğimi zannedip sürekli bağırıyorum. Birkaç dakika sonra boşuna bağırdığımı fark edip enerjimi saklamaya karar veriyorum. Ama koca balık sürekli aklımda:)
Bilmem herkese olur mu ama, zaman zaman nerede nasıl öleceğimi düşündüğüm olmuştur, ama böyle bir senaryo hiç aklıma gelmemişti. Beni sevenlerin başıma gelip Fatiha okuyacakları bir mezarım bile olmayacaktı. Şehadet getirmedim desem yalan olur. Numaralı gözlüğüm ayaklarıma dokundukça ‘iyi ki gözlüğüm düşüp gitmedi’ diyor, bir yandan da gitme ihtimalim olan yerde bir daha gözlüğe ihtiyacım olmayacağını düşünüyordum. Böyle karmaşık duygular içinde su üstünde kalmaya gayret ederken, birden bizim tekne döndü, iskele tarafını gördüm, ön yelken iskotası salındığın koca bir bayrak gibi dalgalanıyordu, ama ana yelken sonuna kadar açıktı. Tekne öyle bir bayılıyordu ki en altını görebiliyordum. Bir süre sonra tekne tam bana doğru döndü ve hızla bulunduğum yöne doğru gelmeye başladı. Yaklaştıkça, teknenin altında kalıp ezilme korkusu başladı. Allah’tan ikinci kaptan benim tam yerimi tespit edince rotasını ona göre ayarladı ve bana daha tehlikesiz (ama süratli) bir biçimde yaklaştı. Teknenin dalgayla her şahlanmasında salmanın büyük bir bölümünü rahatça görüyordum. İkinci kaptan yanımdan geçerken bana yüzen bir minder fırlattı fakat rüzgarın tesiriyle havalanıp aksi istikamette uçup gitti. Zaten bu sefer dingiyi yakalarsam kesinlikle bırakmayacaktım, bir önceki tecrübem sayesinde baştan değil kıçtan tırmanacaktım. Dingiye ulaştığımda tekne yavaşlamıştı, bacaklarımda bir sürü kesikler oluşmasına rağmen dingiye tırmandım. Emniyette olmanın verdiği rahatlıkla dingiye tırmandığım pozisyonu bozmadan kalakaldım(yüzüm dinginin tabanına yapışık, güneş görmeyen yerler açık seçik güneş görür şekilde)
====
Kaptanı kurtarma operasyonundan sonra, hava daha da sertleşmeye başlıyor, otopilot tekneyi tutamaz oluyor. Ana yelkeni indiriyoruz. Kaptan dinlenmek yerine, yaşadığımız travmadan olsa gerek, üzerindeki ıslak tişörtü bile değiştirmeden, dümen tutmaya çalışıyor. Kendimize sonradan çok sorduk: Niye o anda tüm yelkenleri indirip, biraz kendimize gelmeye çalışmadık da iyice abartmaya başlayan havada ıslak, yorgun, şok vaziyette, ısrarla dümen başında oturduk diye.. Yaklaşık 2,5 saat bu halde dümen tuttuktan sonra, akşam 20.30 gibi gücü şimdi zaman zaman 40 knotın üstüne çıkmaya başlayan fırtınada, üstümüze dağlar gibi gelen dalgalar içinde bu şekilde ilerlememiz imkansız hale geliyor. Kaptan zaten soğuktan titriyor, durmaya karar veriyoruz. Hava iyice kararıyor. Kaptanın kafasında fırtına taktikleri yerleşmiş durumda ama ilk fırtınamızda gündelik kullandığımız yelkenlerimizi faça flok yaparak riske atmak istemiyor, ön yelkeni de sarıp, tekneyi kendi haline bırakıyoruz. Dingiyi biraz daha tekneye yaklaştırıyoruz ama bu havada yapacak bir şeyimiz yok. İçeri girip her şeyi sıkı sıkı kapatıyoruz. Artık Allah’a emanet( O gece gemi trafiğinden bile korkmamışız, ilerleyen haftalarda radarımızı nasıl çalıştıracağımızı ve alarmını kurmayı öğrendiğimizde, bu geceyi hatırlayarak ürperdik) Her şeyi kapatıp salondaki yataklara karşılıklı uzandık ama, uyumak ne mümkün. İçerideki çok sesli orkestrayı dinleyip düşünüyoruz. Kaptan lumbozdan dışarıyı seyredip bir şeyler görmeye çalışıyor. Teknenin gelen her dev dalganın üstünden ceviz kabuğu gibi yükselip öteye geçmesinden çok memnun kalıyor, bu kız bizi korur, aslan kızım diyor, ben de batıl bir şekilde öyle demesinden korkuyorum. Tavanda asılı poşetin her yalpada tavana çarpacak gibi yaklaşıp dokunmadan tekrar aşağıya inişini seyrederek sabahı ediyoruz.

9 Mayıs- Okyanusta ilk gün ve gece


Tam çıkışta




Okyanus pruvada! Şamandıralar arasından geçip çıkacağız.

Sabah erkenden uyanıp hazırlanıyoruz, geçiştirme bir kahvaltıyla, arkamızdan atlı kovalar gibi Fort Pierce Inlet’ten demiri toplayarak 2 mil ötemizdeki okyanusa doğru yola çıkıyoruz.. Bütün yerleştirme çabalarına rağmen teknenin üstü yedek su ve mazot bidonları ve bisikletle oldukça kalabalık. Dingiyi şimdilik arkadan çekmeye karar veriyoruz. Hava durumu hakkında bir önceki gün aldığımız 3 günlük tahmin dışında bir bilgi yok. Zaten kaptanın fikri: Fırtına geleceğini bilsen de fırtınadan daha hızlı kaçamazsın(teknenin hızı belli), okyanusta saklanacak bir yer yok, en kötüye hazırlıklı ol! Klasik navigasyon yöntemleri hakkında yüzeysel bir bilgimiz var(zaten sekstantımız bile yok), o yüzden GPS bizim için çok önemli. Yedek bir el GPS’i ayrıca laptopta yüklü 2 ayrı GPS’i ne olur ne olmaz diye yanımızda taşıyoruz. Okyanus geçişinde herkesin en önemsediği şey yaşamsal cihazların yedeklenmiş olması, teknede pek çoğu eski sahibinden kalma onlarca yedek parça var, kaptan da kendince önemli gördüğü pek çok tamir aletini, parçaları ben gelmeden stoklamıştı.

Sabah saatlerinde akıntı kanaldan okyanusa doğru, dalgalar da karşı yönden geldiği için okyanusun kanala bağlandığı yerde deniz yüzü çırpıntılı, girdaplı, kaptanın yüreği ağzına geliyor, ama pilavdan dönenin kaşığı kırılsın diyip devam ediyoruz.Bir anda kendimizi beşik gibi sallanırken buluyoruz, aniden gelen sallantıyla beni daha bismillah okyanusa çıkar çıkmaz deniz tutuyor. Kaptan okyanusa girdikten ve her şeyin yolunda gittiğine emin olduktan sonra yelkenleri açıp motoru kapatıyor. Telefon henüz kapsama alanındayken bir yandan son bir kez merak eden arkadaşlarımızı bilgilendirelim diyoruz, çünkü önümüzde yaklaşık 10 gün süreceğini tahmin ettiğimiz yolculuk boyunca haberleşemeyeceğiz. Amerika’lı arkadaşlar ‘Emin misiniz, gerçekten gidiyor musunuz?!’ diyorlar, hala inanamayarak.

Kaptan bana logbooka pozisyonu, barometreyi vs yazmamı söylüyor ama o mide bulantısıyla bırak içeri girmek, içeri doğru bakmak bile durumu daha kötüleştiriyor. Barometreyi bir kez not almıştım ama onu da yanlış almışım zaten. Yani yazsam da faydası olmayacaktı. Büyük bir hevesle alıp okuduğum Amatör denizcilik el kitabında ‘aman barometre düşmesin, düşerse halin yaman’ yazıyordu ama ne kadar düşerse ne olur onlara hiiiç dikkat etmemiştim(ya da yazmıyordu!) Kaptanın barometre bilgisi ise: Barometre üzerinde ok ‘Fair’ yazan yerdeyse hava güzel, başka bir yerdeyse Allah kerim!

Yolculuğumuzun ilk uğrağı yaklaşık 900 mil uzaklıktaki Bermuda adası. GPS’teki pozisyona bakarak teknenin burnunu Bermuda’ya çevirip 4-5 knot hızla sallana sallana gidiyoruz. Kaptanın keyfi yerinde ama ben deniz tutması yüzünden olduğum yerden kımıldayamıyorum. Bermuda’ya burnumuzu çevirdik çevirmesine de ünlü Gulf akıntısı bizi kuzeye doğru sürüklüyor. Bütün gün havuzlukta, kah uzanıp kah uyuklayarak geçiyor. Akıntı üzerinde olduğumuzdan hava gayet ılık(Gulf stream birkaç derece daha sıcak oluyor). Bir de teknenin yarattığı sarsıntıya alışabilsek! Bulantının dayanılmaz olduğu zamanlar kaptana ‘St.Augustine’e gidelim, biraz alışalım sonra çıkalım’ diyorum, ama hiç oralı olmuyor (Eee suratımdan anlıyordu herhalde, karaya bir ayak basarsam tövbe bir daha denize çıkmam diye hissettiğimi!) Bu arada gitmesine gidiyoruz da, ne pozisyon yazıyoruz, ne barometre, gidiyor muyuz, gidiyoruz!:) Oysa başkalarının seyir günlüklerini okuduğumda saat başı bütün verileri kaydettiklerini öğrenmiştim, eh alışınca yaparız diyerek kafaya takmıyorum, o anda tek derdim hayatta kalmak. Kaptan bütün fiziksel işlerle uğraştığı için bana en azından logbooku yazmamı söylüyor ama yazmayı bırak deftere baksam midem bulanıyor, içeri giremiyorum, yemek yiyemiyorum, günde bir elma, birkaç krakerle ve sürekli yatarak idare ediyorum. Kaptan benden şanslı, o bir şeyler yiyebiliyor. Hala soluganlara alışamadık. Doğal ihtiyaçları bile karşılamak çok zor, en basit iş bile insanın enerjisini bitiren bir projeye dönüşüyor. Bu yüzden mümkün mertebe bulunduğumuz durumu koruyor, hareket etmekten kaçınıyoruz.

Okyanusta ilk gece, ilk gece seyri, uçsuz bucaksız sularda bir başına, buna rağmen fazla yadırgamıyoruz. Ama kafamızı karıştıran bir durum var. Pusulamız Bermuda'yı gösteriyor, teknenin yönü de Bermuda'yı gösteriyor(doğu) gelgelelim GPS’e göre tekne kuzeye gidiyor. Pusula, etrafındaki manyetik alet edevat yüzünden sapıttı mı acaba diyoruz, kaptan yıldızlara bakmaya çalışıyor(marinada kaldığı 3 ay boyunca her gece yıldızlara bakıp 1 tane yıldız takımının yerini ezberlemiş yön için) ama uzunca bir süre neler olup bittiğini anlayamıyoruz, taa ki kafamıza dank edene kadar! Burnumuz Bermuda’ya dönük olmasına rağmen Gulf akıntısı yüzünden yan yan kuzeye doğru gidiyoruz, bu yüzden GPS teknenin hareketine göre kuzeyi gösteriyor. Jimmy Cornell’in Pilot kitabında en iyi yöntemin Gulf akıntısını direk keserek gerekirse motor yardımıyla karşıya geçip ondan en kısa zamanda kurtulmak olduğunu yazıyordu, ama biz yelkenli teknede motor çalıştırmaya karşıydık(bizim kaptan Joshua Slocum'a hayran olduğu her motor çalıştırma isteğimde Slocum dünya turunu motorsuz yaptı der..) Bilen bilir, Gulf akıntısı kuzeye doğru akarken kendisine farklı yönden gelen rüzgar olursa ortam hiç hoş olmuyor. Bu şekilde tekne otopilotta, biz havuzlukta teknenin sarsıntısından yorulmuş bir şekilde yarı uyuklayarak sabahı ediyoruz.

Sunday, October 4, 2009

8 Mayıs 2008- Okyanusa doğru

















Dümen suyumuzda Roosevelt Bridge.



8 Mayıs sabahı son rötuşlar yapılıyor, arkadaşlarla vedalaşma filan derken saat 14.00 gibi yola çıkıyoruz. Kanaldan okyanusa çıkışta en önemli kriter gel-git saatleri, çünkü su seviyesinde yaklaşık 95 cmlik bir fark olabiliyor. Şamandıraları takip ederek yola koyuluyoruz. Sakin bir motor seyri ile ilerlerken, kaptan biraz öğrenmem için dümeni bana veriyor. 3 saat seyir yaptıktan sonra okyanusa açılmayı planladığımız St.Lucie Inlet'e yaklaşıyoruz, araç trafiği de artıyor, motoryatlar, yelkenliler hızla gelip geçiyorlar. Kaptan herşeyin yolunda gittiğinden emin olmak için aşağıya iniyor, bu arada kanalın kıvrıldığı yerde birden teknenin kırmızı şamandıraya çok yaklaştığını farkediyorum, kaptanın havuzluğa çıkmasıyla 'eyvah' deyip dümeni alması ve tekneyi sancak tarafa çevirmesi geç kalmış bir manevra oluyor, kuma oturuyoruz (27.09.56 N, 80.11.29W). Panikle tornistan yaparak kurtulma denemesi arkamızdan çektiğimiz dinginin halatının pervaneye dolanmasıyla motor duruyor(hızla öğrenilen dersler!) Kaptan elinde bıçakla atlıyor suya, halatı kesmeye çalışıyor, ama akıntı acaip kuvvetli, tekne iskeleye yatıyor. Bir yandan VHF'ten kurtarma botu istiyoruz. Bu sırada yanımıza botuyla bir Şerif yardımcısı gelip herşeyin yolunda olup olmadığını soruyor. Sular gittikçe çekiliyor, kaptan akıntıdan suda duramıyor, beline ip bağlıyoruz, kafasını gözünü vura vura, Şerif yardımcısı(deputy) da başımızı beklerken bıçakla birkaç deneme daha yapıyor, ipi kesmeyi başarıyor. Şerif yardımcısı etrafımızda daire çizerek dalga yaparsa kurtulabileceğimizi söylüyor. Gerçekten de işe yaradı, kumdan hoplaya zıplaya çıktık, biz kurtulduktan sonra gelen kurtarıcıya teşekkur edip geri yolladık.
Bu kuma oturma yüzünden çok yakın olmasına rağmen St. Lucie Inlet'te Hell's Gate denilen yerden çıkmayı göze alamadık, çünkü sular iyice alçalmıştı, fazla riskli görünüyordu. ICW'de devam etmeye karar verdik. Ama o ne yolculuktu! Tekneyi azcık bir tarafa kaçırsan küüüt! diye bir ses, yüreğimiz ağzımızda, sürekli demirleyecek bir yer aradık, bulana kadar 5 saat geçti! Akşam karanlık bastırınca işler iyice vahim hale geliyor. Duracak uygun bir yer yok, devam etmemiz gerek, yolumuzu şamandıralara göre buluyoruz ama şamandıralar görünmüyort artık!
GPS'ten yararlanmayı deniyoruz, ama lanet aletin ışığı nerden kısılır bilmiyoruz ve fazla parlamasın diye üzerine bir havlu örtüyoruz. GPS'e ne kadar güvenilir onu da bilmiyoruz çünkü ICW, ortası sonradan drenajla derinleştirilmiş öyle belalı bir kanal ki, dümeni azıcık sağa veya sola kaçırsan küüüt çamura-veya kuma çarpıyorsun. Her dakika kuma oturma gerginliğiyle, el yordamıyla nihayet gece 22.00 gibi Fort Pierce Inlet'in sonlarında bir demir yeri buluyoruz. Burada demirlemiş bir tekne görünce derin bir oh çekip biz de yanına demirliyoruz( 27.27.791 N/80.18.958 W) Bu yaşadıklarımızdan sonra daha fazla buralarda oyalanmadan yeterince DERİN! bir suya kendimizi atmak istiyoruz. Nasıl hevesle, arkamıza bile bakmadan okyanusa açıldığımızın resmidir:)
==Umit==

2 Mayıs- Hello America!

Öncesi: Tekne alıp okyanus geçme projesi önce laftaydı, pek inanamıyordum böyle bir şey yapabileceğimize. Ama ocak ayında tekne alınınca paçalarım tutuştu. Kısıtlı zamanda çok şey öğrenmeye çalıştım. İnternetten okyanus geçmekle ilgili bulabildiğim blogları okuyor, bir yandan gemici bağlarını çalışıyor, bir yandan yelkenlideki parçaların vs isimlerin, öğrenmeye çalışıyordum. Yani kısaca kafam çok karışmıştı, yelkenle ilgili yazılar okumak kripto çözmeye benziyordu. Neyse kendimi psikolojik olarak hazırladım, yapabiliriz diye düşünüyordum, bu işi yapan diğerleri uzaylı filan değildi, senin benim gibi insanlardı.

2 Mayis'ta İstanbul’dan Miami'ye uçtum. Valizim yolculukta isimize yarayacağını düşündüğüm Amerika'da zor bulunan bulgur, kırmızı mercimek, fındık gibi bir sürü gıda maddesi ile doluydu. Tekne Stuart, Florida'da demirdeydi, yakınlarda olan baska bir tekneden arkadaşları da kaptanı dinghy ile kıyıya bırakmışlar, o da beni almak için havaalanına gelebildi. Böyle durumlarda ulaşım gerçekten sorun. O gece tekneye gitmek zor olacagi icin otelde gecirdik. Ertesi gun biraz alışveriş yaptık, Yavuz'un önceden anlaştığı Kanada'li arkadaşları dinghyleri ile bizi aldilar, o kadar eşyayı taşıyabilmek icin birkaç tur yaptılar. Bir yandan uçuş yorgunluğu, bir yandan önümüzde bekleyen yolculuğun heyecanı ile sersemlemiş durumdayım. Ama tekneye binince hic heyecanlanmadım, gayet sakin, sanki butun hayatim teknede geçmiş gibi rahat hissediyordum. Tabii bunda teknenin demirde ve henuz denizde olmamasının cok etkisi var. En küçük bir sallanti bile yoktu. Ilk isim teknenin içini biraz düzenlemeye çalışmak oldu. Cok fazla esya ve az yer. Herseyi bi yerlere tıkıştırdım(bunun ne büyük bir hata oldugunu yolculukta öğrendim ama) Daha once okuduğum bloglarda neyi hangi dolaba koyduğunuzun listesini yapin diyorlardi, bana abartı gibi gelmisti ama hakikaten zor havalarda insan neyi nereye koydugunu hatırlamakta güçlük çekiyor. Daha sonra Yavuz'un Indiantown'da kaldığı sırada tanıştığı arkadaslari Dan&Lyne ve Philip&Cathy ile yemek yedik. Bana korkmuyor musun diye sordular, 'neden korkmam gerekiyor' diye cevap vermistim, sonralari anladim tabii neden sorduklarini, hic yelken ve tekne deneyimim olmadigi icin korkacak birsey goremiyordum(cahil cesareti:))Sonraki gunler buyuk bir hızla hazırlanmaya çalışmakla geçti, tekneye biraz alıştım, biraz daha konserve, cay gibi yiyecek ve içecekler aldik. Dolaplara sığmayanları ve icme sularını teknenin icinde orta bolumunde yere koyduk. Teknede ayak basacak yer kalmadi. Yedek bidonlarda su ve mazot aldik. Yakit tankımız kucuk, motoru cok sınırlı kullanabileceğiz, asıl yük yelkende. Bir de ruzgar jeneratörü aldik ve Yavuz onu iskele kıç omuzlukta davite monte etti. Son hızla bu hazırlıkları yaparken bir yandan da havayı kolluyoruz, fazla gecikmek istemiyoruz cunku kasırga sezonuna yakalanmak istemiyoruz. Havayı kollamak derken tam gerçeği yansıtmıyor aslında, çünkü o zaman okyanustaki hava durumuna, hava haritalarına filan bakmayı detaylı bilmiyoruz. İnternetten 3-4 günlük baktığımız hava Florida havası. Soğuk cephe, sıcak cephe, bulutlar, göstergeler bize fazla bir şey ifade etmiyor. 7 Mayıs’ta artık hazır olduğumuza kanaat getirip 8 Mayıs’ta yola çıkmaya karar veriyoruz. Hedefimiz kanal boyunca devam edip St.Lucie Inlet’ten okyanusa çıkmak.